May
5





DURDURAMAYACAKSINIZ!

Author emreurlu    Category Futbol, Galatasaray     Tags 5 Mayıs, 2012    

- ALINTI-

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 04.05.2012 tarih ve 109 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar aşağıda belirtilmiştir.

GALATASARAY A.Ş. teknik sorumlusu FATİH TERİM‘in 02.05.2012 tarihinde oynanan GALATASARAY A.Ş. – TRABZONSPOR A.Ş. Spor Toto Süper Final Şampiyonluk Grubu müsabakasında, müsabaka hakemine yönelik hakareti nedeniyle 3 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI CEZASI ile cezalandırılmasına,

Cezanın infazının idari tedbir tarihi olan 03.05.2012 tarihinden itibaren başlatılmasına, (oyçokluğu)

GALATASARAY A.Ş. teknik sorumlusu FATİH TERİM’in aldığı cezanın FDT’nin 105. Maddesi uyarınca “Bir yıl” süreyle ertelenmesi gerektiği yönünde karşı oy: Av. Yusuf Reha Alp

Karar verilmiştir.

Halit Fahri GÜLTEKİN
PFDK Başkanı

http://www.tff.org/default.aspx?pageID=246&ftxtID=15108

-ALINTI-



Nis
27





Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Author emreurlu    Category Futbol     Tags 27 Nisan, 2012    

22 Nisan 2012 tarihinde oynanan Galatasaray Fenerbahçe maçı; süper final uydurmasını erkenden sonlandırabilecek ve 2011-2012 sezonunun Galatasaray’ın şampiyonluğu büyük ölçüde garantileyeceği bir maçtı ancak Galatasaray’ın ezici üstünlüğüyle geçen maçı Fenerbahçe kazanınca suyun öte yakası bu sonucu bayram havasında kutladı. Haklarıdır.

Maç sonunda ise koridorlarda enterasan olaylar yaşandığı söylendi. Bu olaylardan biri ise Lig Tv Fenerbahçe muhabiri Loran Vayloyan’ın aşırı sevinciydi. Loran Vayloyan’ın nasıl bir sevinç yaşadığının detaylarını bilmiyorum ve açıkcası en başından beri hiç takip etmedim, etmek de istemedim. Konu bugün Loran Vayloyan’ın Lig Tv’deki görevlerinden istifa etmesiyle sonuçlandı.

Ülkede son yıllarda genel olarak aşırı bir fanatik davranış; içinde bulunduğu durum, görev ya da makam fark etmeksizin bir takımcılık baş gösterdi. Bu konu beni 2-3 yıldır aşırı rahatsız etmeye başladı. Ben de koyu Galatasaray taraftarıyım, futbolseverim ama daha fazlası Galatasaraylıyım. Bu durum, her ne kadar sıradan bir vatandaş olsam da, normal hayatım içerisinde zaman zaman olumlu ya da olumsuz beni etkiler. Asıl gelmek istediğim konu şu ki; futboldan ekmeğini kazanan en başta futbolcuların, hakemlerin, basın mensuplarının ya da kamuya mal olmuş başbakan, cumhurbaşkanı ya da benzeri üst düzey görevlilerinin gözler önünde benim kadar hatta benden daha fazla taraftarcılık yapmasını sevmiyorum.

İlk kim başlattı bilemiyorum ancak “ben doğuştan Galatasaraylıyım”, “bileğimi kesseniz sarı kırmızı akar” minvalinde yapılan açıklamalar taraftarın yüreğini okşayıp gönüllerinde o futbolcuyu başka yerlere taşıyor ve takımlara gönül verenler tarafından yaptıkları işleri göz ardı ederek aşırı sahipleniliyor. “profesyonel” olarak hayatını futbol oynayarak kazanan bu insanlar, takımlarına zarar verecek hale gelseler dahi sırf Galatasaraylılığı yüzünden takımdan uzaklaştırılması gündeme getirilmiyor ya da getirilemiyor. Getirenlerin de zaten Galatasaraylılığı sorgulanıyor. Bu futbolcular bunu yaparken aslında ek olarak kendi kariyerlerine de bir kesik atıyorlar farkında olmadan. Muhtemel başka takımlarda oynama şanslarını kaybediyorlar ya da gittiklerinde büyük tepkiler görüyorlar haliyle. Bakın bazı futbolcular verdikleri hizmetlerle taraftar gönlünde bambaşka yerlere sahip olurlar. Oynadıkları yıllar içerisinde yaptıkları hizmetler onları o kulüplerin birer simgesi haline getirir. Önceki satırlarda bahsettiğim tarzda davranan oyuncular ise bende uyandırdığı duygu her ne kadar ruhumu okşasa da maalesef samimiyetsiz ve kısa yoldan bir yerlere gelmek gibi geliyor. Yani uzun lafın kısası ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bu iş basında da bu şekilde. Tamam zaten bildiğimiz bir şey Galatasaraylı muhabirlerin Galatasaray’ı takip ettiği. Normali de budur. Basın mensupları yapacakları haberi belli bir süzgeçten geçirmeleri gerekir zaman zaman. Bazen de aile içinde kalması gerekenler dillendirilmemelidir. İfşa edilmesi gereken ise edilmeli, insanlar bilgilendirilmelidir. Bu o gazetecinin kendi değerlerine, yeteneklerine ve karakterine,iş etiğine bakar. Ancak her yerde olduğu gibi bu işi de abartanlar olduğu aşikar. Profesyonel hayatlarıyla özel hayatlarını hatta özel ilişkilerini karıştırabiliyorlar. Loran Vayloyan da bu işleri birbirine karıştırmıştır. Orada Lig Tv muhabiri olarak bulunurken taraftar duygularının önüne geçememiş ve profesyonelliğinin gereklerini yerine getirememiştir. Bir şekilde bu sebep göz önünde tutularak işinden istifa etmesi daha doğrusu istifa ettirilmesi, bir insanın işinden olması dolayısıyla üzse dahi, beni rahatsız etmedi.

 Loran Vayloyan’ın yaptığı bir yerde bu işin en masum hali. Daha fenaları var bizlere kadar gelen. Mesela bir futbolcuyla ya da bir teknik direktörle olan iyi ilişkileri yüzünden yukarda bahsettiğim ayrımı yapamayan basın mensupları var. Eyyam yapıyorlar. Beşiktaşlı olduğu bilinen ve yıllardır bu meslekte olan Ömer Güvenç bu tarz sebeplerle Galatasaray – Fenerbahçe maçı öncesi, Galatasaray kadrosunu Fenerbahçe başkanına rapor verebiliyor. Ya da şike davası iddianamesinde ortaya çıktığı gibi Şekip Mosturoğlu, Tahir Kum’a ısmarlama yalan haber yaptırabiliyor. Bu ortam o kadar kokuşmuş ki halkı, futbolseveri kandırmak, istediği gibi kamuoyu oluşturmak ve her türlü manipülasyon yapmak serbest. Bilgisi olanın, zengin olanın güçlü olduğu günümüz dünyasında böyle at koşturmak – hem de etik değerlerin göz ardı ederek – çok normal.

Bu derece kolay manipüle edilebilen ortamlarda ve kişinin görevini, konumunu hiçe sayarak yaptığı aşırı taraftarlık bir nevi “imam osurursa cemaat sıçar” lafının vücut bulmuş halidir. Bu tarz taraftarlık gizli ya da açık olarak yıllardır gazetelerde, televizyonlarda yapılıyor. Haliyle herkes kendini güvene almaya çalışıyor ve bu sefer gazetecinin herhangi bir haberinde niyeti sorgulanıyor. Radyo programlarında, twitterda orda burada bazı kişilerin dediği “lütfen olaylara sarı kırmızı gözlüklerle bakmayın” , “futbol dostluk ve kardeşiktir” , “empati lütfen” tarzında lafları ise en başta kamuoyunu yönlendiren bu şahısların uygulaması gerekmektedir. Ancak futbolun her alanında olduğu gibi bu işin de faturası hep taraftara kesilir.

Loran Vayloyan’ın istifa etmesi ya da ettirilmesi bu işi temizler mi? Kesinlikle hayır. Ancak en azından bir kişi azalırlar. Hele bir de bu iş üzerinden ırkçılığa, ayrımcılığa laf getirenler var ki bana göre demogojiden öteye geçmez.

Son sözüm ise futbol piyasasında “profesyonel” olarak bu işten para kazanan ve topluma mal olmuş/topluma yön verebilecek kişilerin bu tarz davranışlarının – renk fark etmeksizin – bir an önce azalarak bitmesidir. Biter mi? Bitmez.



Mar
30





Mızrak çuvala sığmazsa

Author emreurlu    Category Futbol     Tags 30 Mart, 2012    

Şike davası ile ilgili Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Seul’den Tahran’a geçerken yolda verdiği demeç ile alakalı bir şeyler yazmak istedim. Bu demeç ile beraber UEFA kongresinde yaptığı konuşmada değindiği konular aynı zamanda resmi kurumların konuya nasıl baktığının en net şekilde ortaya konulması oldu.

Bu demeçler özetle tüzel kişi ve şahısların cezasının ayrılması gerektiği; şikenin sahaya yansımadığı ve teşebbüste kaldığı bu yüzden de şahısların hem spor hukukuna göre hem de ceza mahkemesinin değerlendirmelerine göre ceza verilmesini ancak tüzel kişilerin yani kulüplerin büyük cezalar almaması gerektiği zira kulüplere bu cezalar verilirse taraftarların yani büyük kitlelerin cezalandırılacağı; 8 kulübün düşürülmesiyle Türk futbolunun biteceği ve UEFA 5 yıl men ederse problem olmayacağını hatta İngiltere’nin Heysel faciasından sonra aldığı cezayı az bularak(!), Margareth Thatcher’in bu cezayı 5 yıla yükselttiği dönemi refere ederek tekrar Avrupa arenasına daha iyi dönebileceğimizdi. Malesef tüm bunlar konuşulurken adeta hırsızın hiç suçu yokmuş gibi davranılıyor. Sanki UEFA bir şekilde bize takmış, herkese bu tarz konularda göz yumarken ve memleketin futbolunda hiçbir sıkıntı yokmuş da, Türk futbolunun bir komploya kurban gittiği gibi bir ortam yaratılıyor.

Gianni Infantino ve Michel Platini net şekilde kongre süresinde yaptığı basın toplantılarında yeterli delilin olduğunu, cezaların bir an önce uygulanması gerektiğini ve ne kadar geç kalınırsa Türkiye’nin o kadar fazla zarar göreceğini çok açık şekilde belirttiler. “Bu tarz konularda tüzel kişiler ile şahısların ayrılması gerektiğine ben de inanıyorum ancak işleyiş böyle” diyen ve bence Başbakan’a nezaket ve diplomasi örneklemesi yapan Platini’nin açıklamaları ise hiçbir yerde yeterince yayınlanmadı. Aksini de beklemedik zaten.

Başbakan’ın 5 yıl UEFA’ya gitmeyelim, bir şey olmaz diye değerlendirdiği konu, TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in 26 Ocak’ta TFF genel kurulunda yaptığı konuşmayı işaret ediyor. Bizim onurlu yöneticilerimiz, bu konuşmaları yaparak bir yandan yeterli delillere sahip olduklarını yani şikenin ya da en basitinden teşebbüsün yapıldığını kamuoyuna duyurmuş oluyorlar. Bu 58. Maddenin uygulanmasını, yani ligden düşürülmeleri gerektirir. Ancak belli ki amaç pek bu değil.

Önümüzdeki süreçte muhtemelen Nisan’ın 2.  ya da 3. haftasına kadar bir takım cezaların verileceğini düşünüyorum. Türkiye Futbol Federasyonu mevcut kadrosuyla (başkanından Tahkim kurulu başkanına kadar) bu olayın üzerini kapamak için göreve atanmış kişilerden oluşuyor. Önümüzdeki dönemde yapılacaklar tahminime göre etik kurulu raporunda şahısların şike ile ilgili görüşmeleri saptandığını ancak bu görüşmelerin sonuçlanmadığını ve sahaya yansımadığını, buna göre bu işlere girmiş şahısların futboldan uzun bir süre men edilecekler. Kulüpler ise sahaya yansımadığına dem vurularak 58. madde işletilmeyecektir. Geçen sezonun lig şampiyonu Fenerbahçe, kupa şampiyonu ise Beşiktaş olarak kalacaktır.

Bu senaryo gerçekleşirse UEFA’nın alacağı tavrın ne kadar ağır olacağı benim merak ettiğim konu. Avrupa’dan 5 yıl men ve adı geçen kulüplere bir ve ya birden fazla küme düşme cezaları verilecektir. Bu 5 yıl men eğer tüm kulüpler ve milli takımı kapsarsa ülke futbolu muhtemelen 92-93 sezonu seviyesine gerileyecektir. Sıfırlanan ülke puanı, takımlara daha fazla ön eleme oynamasına sebebiyet verecek ve bu dönemin yakalanması en iyi ihtimalle 10 sezonu bulacaktır.  Bunun adı adaletsizliği geçtim, ihanettir. Ortada bir suç varsa ve bu suç tespit edildiyse hak ettiği cezasını vermeyip, adam kayırmak sadece bize yakışırdı zaten. Mızrak çuvala sığmadı ve biz neremize soksak diye düşünüyoruz. İşin acı tarafı biz düşünürken elalem gelip bir tarafımıza itinayla sokacak. Durum en amiyane tabirle bu.

Bir de tüm bu konularda Fenerbahçe yerinde Galatasaray olsaydı böyle düşünülmez, böyle konuşulmazdı diyenler var ki; onlara diyeceğim geçen sezon Adnan Polat’ın ibra edilmediği kongrede yapılan konuşmalar, taraftarların tepkileri bunun nasıl olacağını net şekilde ortaya koyacağıdır. Cemal Nalga olayına bulaşmış kişilerin anında kulüple bağlarının kesildiğini, daha sonra af isteseler de üyeliklerini geri alamadıklarını bilmezler. Takipçiliği bile kendi çıkarları kadar yapıyorlar demek ki. Biz olsaydık, şu anda futbolu unutmuş, o kişilere lanet etmiş ve insan içine çıkamıyor olurduk.  Ama ne anlatsak yine boş zira dervişin fikri neyse zikri de odur.



Mar
14





Türkiye Kupası Galatasaray’ın!

Author emreurlu    Category Basketbol, Galatasaray     Tags 14 Mart, 2012    

 

Cumhurbaşkanlığı kupasından sonra Hatay’da finalleri oynanan Türkiye Kupasını da Fenerbahçe’nin ellerinden çekip aldık! Kaldı 2!



Mar
9





Cemal Süreya belgeseli

Author emreurlu    Category Hayat     Tags 9 Mart, 2012    


       

Kategoriler

Son Yazılar

Etiketler

İstatistik

  • Site İstatistikleri :
    • 69 Yazılar
    • 92 Etiketler
    • 28 Yorumlar
    • 7 Linkler
    • 4Kategoriler
    • 1 Link kategorisi
Toplam 14 Sayfa1234567891011121314